Karabuğday Ekmeği

Tarif yeni öğrendiğim metodlarla gelişip güzelleşince paylaşayım dedim. Glutensiz beslenmek isteyenler için seçenekler ya paketli ve tatsız ya da paketsiz ve pahalı. Bunların yerine çok kolay bir reçete yerleştirmek istedim buraya.

Malzemeler:

  • 1 + 3/4 su bardağı karabuğday
  • 1-2 yemek kaşığı yoğurt suyu
  • 1/4 su bardağı chia-keten tohumu karışımı + 1/2 su bardağı suda bekletilecek
  • 1/4 su bardağı zeytinyağı
  • 2 çay kaşığı kabartma tozu
  • Yarım çay kaşığı tuz (ağız tadına göre ayarlanabilir elbet)
  • 1/2 su bardağı su
  • Eklemek isterseniz ceviz, kuru üzüm, zeytin, haşhaş tohumu, susam…

Asıl tarifte karabuğday 2 saat ıslatılıp kullanılıyor. Ben lakto fermente ederek yapmayı denedim ve ortaya çok daha yumuşak, süngersi bir ekmek çıktı. Eğer vaktiniz yoksa 2 saat içme suyunda bekletip süzerek devam edebilirsiniz. Karabuğdayların yumuşaması için bu gerekli.

Lakto fermentasyonu sevenler için 8 saatlik bekleme süresi olacak. Tek yapacağınız karabuğdayı içme suyuna koyup üzerine 1-2 kaşık yoğurt suyu eklemek ve gece boyunca bekletmek. Sonrası aynı. İyice süzüp ekmeğimizi yapmak için hazırlıyoruz.

Chia-keten tohumlarını suyun içinde 15 dakika kadar bekletin, jelleşecekler.

Bundan sonrası tek hareket. Karabuğdayı, jelleşmiş chia karışımını ve diğer tüm malzemeyi blender içine alın ve 2-3 dakika karıştırın. Bu süreyi tamamlamak önemli. Sonunda hamur gibi bir kıvam alıyor. (Bu kıvama dair resmi de paylaşacağım birkaç gün içinde). Üzüm, ceviz, zeytin gibi ilaveleri hamur haline geldikten sonra yapabilirsiniz. Pişmesi için yağladığınız kaba alıp 160 derece fırına yerleştirin. Süresi: 60-70 dakika.

İşte bu kadar kolay.

Hafif ıslak yapılı bir ekmek olduğu için ben buzdolabında muhafaza ediyorum. Çıkarıp kızartarak veya öylece de yiyebilirsiniz. Afiyet olsun.

Buzdolabında ekmek saklarken bal mumu kumaşa sarıp koyuyorum. Streç veya poşet kullanmadan yaşamak harika!

Minik not: Ben karabuğday alırken güzel ülkemizin güzel üretimi Pinoa kullanıyorum. Yurt dışından ithal edilenleri tüketmediğim için o kadar mutluyum ki! Özel teşekkürler bu konuda çok takdir ettiğim girişimi için Pınar hanım’a. İyi ki varsınız.

2018’den beri hiç almadığım 10 şey

Atıksız yaşam kullandığımız her ürünü sorgulamamızı sağlıyor. Düşünmeden aldığımız ve zaten bir gereklilik olarak gördüğümüz ürünler gerçekten de öyle mi? Denemeye başlayınca anlıyorsunuz ki öyle değil. Temel birkaç ihtiyacımız var, o kadar!

Blogumda çeşitli yazılarla evde nasıl temizlik yaptığımızdan bahsediyorum. Bu yöntemleri dünya çapında atıksız yaşam süren diğer kişilerden öğreniyorum. Ve sizlerle paylaşıyorum ki çoğalalım, güzel dünyamızı korumaya çabalayalım.

Bu keyifli yolculukta alışveriş alışkanlıklarım çok değişti. Hiçbir zaman çok alışveriş meraklısı bir kişi değildim ama evimin ‘temel’ sandığım ihtiyaçları için markete gidiyor ve plastik paketlemeli bir sürü ürün alıp dönüyordum. Bilinçlendikçe markete gitmeye de gerek kalmadı.

Peki ya neleri almayı bıraktım?

  1. Çamaşır makinesi deterjanı. Sentetik kimyasallarla dolu bu malzemeler hem sağlığımızı, hem dünyamızı kötü yönde etkiliyor. Eskiden çamaşırlar nasıl yıkanıyormuş diye baktığımızda doğadan gelen materyalleri görüyoruz. Birinci malzeme su. Sonrasında kül, kostik, ayakla çiğneme ve çitileme yöntemleri…Günümüze gelindiğindeyse mikro ağartıcılar, parfümler, renk koruyucular. Tamamı sentetik kimyasal. Bu nedenle deterjan almıyor ve evde yaptığım karışımı kullanıyorum. Tarif için tıklayabilirsiniz. http://atiksizev.com/2018/05/07/4-malzeme-ile-camasir-tozu-tarifi/
  2. Bulaşık makinesi deterjanı. Yemek yediğim çatal, kaşık, tabak, içtiğim bardak adını bilmediğim maddelerle kaplı olunca mutsuz oldum. Farklı tarifler sayesinde bu ürüne de elveda diyebildim. Tarifler >> http://atiksizev.com/2018/09/19/limonlu-bulasik-sivisi/ http://atiksizev.com/2018/11/10/bulasik-makinesi-tozu/
  3. Çamaşır yumuşatıcısı. Alerjik kaşıntı sayesinde vücuduma olan zararlarını öğrendim ve çok uzun zaman önce kendisine veda ettim. Onun yerine (aklıma geldiğinde) yumuşatıcı gözüne evde yaptığım sirkelerden koyuyorum. Koymasam da oluyor.
  4. Bulaşık parlatıcısı. Limonlu bulaşık sıvısı tarifini denerseniz cam bardak ve gereçleri parlattığını fark edeceksiniz. Ama daha parlak olsun diyenler bulaşık makinesinin parlatıcı gözüne sirke koyabililr.
  5. Çamaşır Suyu. Belki de en zararlı ve en çok kullanılan zehir. Ama farkında değiliz. Belki bugün sizin için bunu fark ettiğiniz gün olacak. Bizim evde 2 yıldır kullanılmıyor ve çok şükür ki hastalıklar, mikroplar bizi ele geçirmiş değil. Onun yerine ne kullanıyoruz? Çoğu bakterinin üstesinden gelebilen sirkelerimizi http://atiksizev.com/2018/04/04/elma-sirkesi-coplerinden/ ve karbonatı http://atiksizev.com/2018/09/04/temizlikte-sodyum-bikarbonat/
  6. Camsil. Onun yerine 1:1 oranında sirke ve su karışımını spreyli şişenize doldurup kullanabilirsiniz. Sirke kokusundan şikayet etmenize de gerek yok. Havalandığında hemen uçup gidiyor.
  7. Sıvı sabun. Plastik paketlemesi dünyadan 500+ yıl yok olmazken içeriğindeki zararlı maddeler de suya, toprağa karışıyor. Bu nedenle artık almıyoruz ve yerine evdeki zeytinyağı sabununu kullanarak az miktarlarda sıvı sabun üretiyoruz. Olmasa da olur ama çocuklar için pratik olduğundan yapıyorum.
  8. Bulaşık deterjanı. Sağlıksız içerik nedeniyle terk ettiklerimizden. Elde yıkanan bulaşıklarda onun yerine zeytinyağı sabununu kullanıyoruz. İtiraf etmeliyim ki hafif bir kalıntısı kalıyor ama içeriği zararlı değil. Bir de sık sık borularınızı sıcak su, sirke ve karbonatla açmanız gerekiyor.
  9. Bulaşık süngeri. Tamamen plastik materyalden üretilen bulaşık süngeri de tek kullanımlık plastikler kategorisinde bence. Kullanılıyor ve atılıyor. Ama yok olmuyor. Çok uzun zamandır almıyorum ve evde onun yerine koyduğum örme lif o kadar dayanıklı çıktı ki 1 yıldır kullanıyorum. Çamaşır makinesinde de yıkanabiliyor ama nadiren atıyorum. Akşam sirkeli suda bekletiyorum ve herhangi bir mikrop da kaldıysa yok oluyor.
  10. Sarı bez. Oldum olası sevemedim ve aslında almıyordum ama evlerde alışveriş listesinin vazgeçilmezlerinden olduğu için bu sıralamada ondan da bahsedeceğiz. Plastik içeriği olduğunu çoğu kimse bilmiyor. Belki bilse kullanmayacak olanlar var. Yerine bizim evde eskiyen havlulardan kesilip dikilen parçalar kullanılıyor ve inanın eskimiyorlar. Almayın, gerçekten gerek yok sarı bezlere!

Liste bitti sanmayın. Sonraki yazılarımda bakım, seyahat ve ev için neler ALMADIĞIMI da yazacağım!

Hardal

‘Kendin yap’ serisine hardal ile devam ediyorum. Instagramda takip ettiğim bir hesaptan tarifi alıp koymuştum bir kenara. Bir süredir yapıyorum. Fotoğrafı çekerken hesap adını almamışım. O yüzden bildiğiniz biri ise lütfen yazın, ekleyelim.

Atıksız yaşama çabalarımda bu tür pratik tariflerle karşılaşınca ne kadar mutlu oluyorum anlatamam. Sizlerle de paylaşıyorum ki benim gibi mutlu olanların sayısı artsın!

Hardal benim için çok keyifli bir lezzet arttırıcı ve alırken seçici davranabildiğim bir ürün. Cam kavanozlarda satılanlar her zaman tercihim, ama ister istemez içinde raf ömrünü uzatıcı maddeler oluyor. Bu nedenle kendi hardalımı yapıyor olmak çok tatmin edici.

Malzemeler:

  • 3 yemek kaşığı hardal tohumu (ben sadece sarı kullandım, ama tarifte sarı ve kahverengi vardı. Onu da yakında deneyeceğim)
  • 1/4 su bardağı hardal tozu
  • 1,5 yemek kaşığı ev yapımı elma sirkesi (marketten aldıklarımızın içinde yine eklentiler var ne de olsa)
  • 1/4 su bardağı beyaz şarap (veya içme suyu)
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • 1 çay kaşığı tuz

Hardal tohumlarını havanda dövün. Ezilip toz haline gelmiyorlar ama çıt çıt çatlama sesleri geliyor. İşte bu yeterli.

Sonra bir kasede tohumları, hardal tozunu ve tuzu karıştırın. Üzerine balı ekleyip yedirin.

Son olarak da sirke ve suyu (ya da şarabı) ekleyip iyice karıştırın. Sterilize edilmiş (ben kavanozu ve kapağını tencerede 5-10 dakika kaynatıyorum) cam kavanoza alın, kapağını kapatın ve buzdolabında bekletin. Bir gün sonra yemeğe hazır hale geliyor.

Hepsi karıştığında böyle oluyor.
Hazır hali de bu!

Ben salatalara, pilavlara, her şeye ekliyorum. Enfes bir aroma.

Hardalımızın içinde koruyucu olmadığı için dayanma süresi ne kadar bilmiyorum ama bu tarife göre yapınca zaten çok fazla olmuyor. Bizim evde 15 günde tükeniyor.

Buraya tarif sahibinin tam reçetesini de koyuyorum. İsteyenler ondan yapabilir. Tam tarifte iki çeşit hardal tohumu vardı. Ben elimde tek çeşit olduğu için tarifi ikiye bölerek oranlarla oynadım.

Ağzınızın tadı bol olsun.

Labne (Süzme yoğurt)

Labne diye yediğimiz peynirin tarihinin yine bu zengin topraklarda olduğunu duymuş muydunuz? Ben yıllarca kutuda aldığım Labne’yi ‘Yahu bildiğin süzme yoğurt’ dememe rağmen yabancı bir ürün sanıyordum. Neyse bir süredir aydınlandım 🙂

Labne ismi de ‘Laban, Leben’ kelimelerinden türemiş. Arapçada fermente süt ürünlerine verilen bir isimmiş.

Çok değerli Prof. Dr. Artun Ünsal’ın kaleme aldığı ‘Silivrim Kaymak – Türkiye’nin yoğurtları’ kitabını sipariş verdim. Hemen okumaya başlayacağım. İçinde harika ülkemizin çeşit çeşit yoğurtları var. Birkaç tane sıralayalım: Silivri ateş yoğurdu, Kanlıca yoğurdu, Trabzon’un külek yoğurdu, Bolu’nun keşi, Kilis Yörük yoğurdu, Tatar kozalak yoğurdu, Denizli’nin yanık yoğurdu, Burdur’un kese yoğurdu, Beşikdüzü’nün yoğurt kesmesi, Sivas’ın peskütanı, Kars’ın kremalı kurutu, Hatay’ın tuzlu yoğurdu, Gesi’nin dorak yoğurdu, Muğla’nın kırktokmağı… Belki siz de okumak istersiniz.

Sıfır Atık yaşama adım atmakla beraber kutulu, paketli ürünler hayatımızdan yavaş yavaş çıktı gitti. Labne de bunlardan biriydi. Çocuklar pek memnun olmasa da evde yapmaya başladık. Neden memnun değiller? Çünkü kutudakinin tadını tutturamadım elbet. İçine süt tozu, kıvam arttırıcı, aroma, her neyse eklemediğim için süzme yoğurttan hallice bir sürme peyniri oldu bizim evdeki labne. Ama yine kahvaltı sofrasında özellikle reçellere enfes bir eşlikçi.

Denemek isterseniz nasıl yaptığımı buraya bırakayım. Tarif de diyemedim pek tarif edilecek bir şeyi yok. :))

Evde yaptığınız miss yoğurdunuzun mümkün olduğunca susuz kısmından bir kaba alıp üzerine damak tadınıza göre tuz ekleyin ve iyice karıştırın.

Sonra temiz pamuk tülbentte süzülmesi gerekecek. Bunu kolay halledebilmek için ben çukur kabın üzerine tel süzgeci koyuyorum. Onun üzerine tülbenti serip yoğurdu ortasına koyuyorum. Bir süre bekleyince suyunu damlatmaya başlıyor. O şekilde buzdolabında bir gece bekletiyorum. Dilerseniz bohça şekline getirip üstten bağlayıp asarak da süzebilirsiniz.

Asarak süzme

Süzme işi bittikten sonra ben sızma zeytinyağı ekleyip tekrar karıştırıyorum. Lezzetini zenginleştiriyor. Kapaklı cam kapta buzdolabında 3-4 gün durabiliyor.

Bir sonraki market alışverişinizde Labne peynire yarattığı atık gözünden bir bakın derim. Üçü bir arada olanları var bir de!!

Elveda Pişirme Kağıdı

Pişirme kağıdını alışveriş listelerimizden çıkaralı bir süre oldu. Bu ürünün de rahatlık ekonomisi şartlarından biri olduğunu anlayınca neden onca zaman boşa para harcamışım diye düşünüyorsunuz! Ama olsun, nereden dönersek kar!

Yağlı kağıt veya fırın kağıdı adı ile satılan bu kağıtlar beyazlatıcı ve dioksin içeriği nedeniyle sağlık açısından zararlı. Son zamanlarda zararlı maddeleri içermeyen türlerinin çıktığını bildirenler oldu ama benim aldığım marketlerde onlar yoktu, hala da gidersem gözlem amacıyla bakıyorum, görmüyorum. Ulaşması çok kolay değil diye düşünüyorum.

Sıfır Atık yaşam şekli hayatın içinde gereksiz olan tüm tüketimlerden kurtulmayı hedefliyor. Nasıl naylon poşet, pet şişe, pipet, plastik çatal-bıçak-kaşık kullanmadan yapabiliyorsak fırın kağıdını da kullanmadan yapabiliyoruz. 

Okumaya devam et “Elveda Pişirme Kağıdı”

Badem Sütü

Resim koyduğumda çok soru geldiği için bazı tarifleri buraya da ekliyorum artık! Marketten almak yerine evde yapmak da sıfır atık yaşamın olmazsa olmazlarından.

Süt tüketmeyi bıraktığımda bu tarifi 4-5 günde bir tekrarlıyorum. İki türü var: biri tembel gününüz için, diğeri çalışkan zamanlarınız için.

Okumaya devam et “Badem Sütü”

Bulaşık Makinesi Tozu

Başlığı yazarken bile ‘deterjan’ demek istemediğim anlaşılıyor mu? 🙂

Bulaşık makinesinde kullanılan deterjanlar ne kadar ‘green’, ‘organik’, ‘ekolojik’ de olsa onlara gerçekten ihtiyacımız var mı dediğimizde bu tarifleri denemeye karar verdik. Hepsi farklı. Bazıları size uyabilir, bazıları uymayabilir. Nedenlerinden bahsetmiştik; her bölgenin su kireç oranı, makinelerin çalışma sistemi, bulaşıkların ne kadar makinede beklediği vs vs.

Birini deneyip memnun kalmazsanız diğerine bakın. Maddelerin oranları ile minik minik oynayın. ‘İşte bu’ diyeceğiniz bir tarif mutlaka olacaktır. 

Okumaya devam et “Bulaşık Makinesi Tozu”

Fıstık Ezmesi

Yaşam biçimi değişiklikleri yapmaya başladığımızda ev ahalisinin alışkanlıklarına da sıkça dokunmak zorunda kaldım. Özellikle çocuklar minikliklerinden bu yana çok az abur cubur ve paketli gıda tüketmiş olsalar da ellerinden bu hakkın alınmasına kızıyorlar. 

Evde bir çok şeyi kendimiz hazırlıyoruz. En az miktarda hazır gıda alıyoruz. Çocuklar içinse birkaç kaçamak aralıklarla oluyor. Bunlardan biri de fıstık ezmesi. Doğalını yapan firmalar var. İçinde palm yağı kullanılmış olanları almıyoruz. Ama bu kadar kolayca yapılabilen bir şeyi kendi bildiğimiz içerikler hazırlamak varken neden dışarıdan alalım. Evde yapılabilenler listesine fıstık ezmesi de bu şekilde girdi. Hatta blog için yeni bir kısım açtım: Yeme-İçme Tarifler (Blog Alt Menüde). Hepsinin tariflerine burada yer vereceğim. Belki siz de denemek istersiniz.

Okumaya devam et “Fıstık Ezmesi”

Atıksız Yaşam Nedir?

Atıksız yaşam çöp üretmeden yaşayabilmektir. Sadeleşmektir. Gereksiz olan her şeye açılmış bir savaştır. Dünyamıza bir hediyedir. Doğanın içinde, kendi döngüsünde var olabilmektir.

Zero Waste on yılı aşkın bir süredir dünyada gelişmekte olan bir kavram. İnsan tabiatın dengelerini bozduğunu anlamaya başlayınca yolun sonunun çok keyifli olmadığını gördü. Dönüş çareleri ararken bu enfes haritayı buldu!

Atıksız olabilmek mümkün. Bu hayat şekliyle yaşayan bireyler, aileler bir yılda yarım litrelik kavanozu dolduracak kadar atık üretiyor. Evlerinde çöp kovası bile yok. İyi ama nasıl! Çözümler geri dönüşüm sistemleri değil, çok daha temelden gelen hareketler.

Zero Waste yaşamın 5 temel  prensibi var.

(İngilizcede 5 R olarak geçiyor. Tüm kelimeler ‘R’ harfi ile başlıyor.     Refuse-Reduce-Reuse-Recycle-Rot)

Okumaya devam et “Atıksız Yaşam Nedir?”

Atıksız Okul

Atıklar mavi gezegenin her yanını sarınca yeni farkındalıklar oluşmaya başladı. Plastikler karaları aşıp denizlere, okyanuslara karıştı, besin zincirine girerek sofralarımıza taşındı. Bu gidişe bir dur deme zamanı geldi diyen insanlık atıksız yaşamı kabul etmeye uğraşıyor.

Atıkları azaltmanın yolu yaşamsal değişikliklerle mümkün olabilir. Önce evde başlar, okulda, ofiste, dışarıda, seyahatte devam eder. İşte bu yolda okulların önemi büyük. Neden? Çünkü atık üreten merkezler. Ve çünkü atıksız olmayı öğretebilecek merkezler.

Bir çok okul ‘yeşil okul’ veya ‘eko okul’ kapsamına girdi. Atıksız okul da yeni bir kavram. Kendi çabasıyla ‘atıksız sınıf’ olmayı başaranlar bile var.

Peki neler yapılıyor? Biz burada neler yapabiliriz?

Okumaya devam et “Atıksız Okul”